RSS Feed

2009 Dijital Pazarlama Stratejisi Ozgur Alaz

Check out this SlideShare Presentation:

TRT'yi Protesto Ediyorum


Başlıkta yazmış olduğum bu cümleyi önümüzdeki kısa süre içerisinde sıkça duyacaksınız.

Çünkü TRT eleman alıyor. Aslına bakarsanız iletişim mezunu olup henüz iş bulamayan arkadaşlarımıza gün doğdu diye düşünebiliriz. Ancak yanılırız. TRT'nin işe alım ilanını bir inceleyelim. Öncelikle hangi bölümlere, ne kadar eleman alınacak bakalım;

10 Stajyer Spiker,
40 Stajyer Muhabir,
60 prodüksiyon hizmetleri ağırlıklı çalışmak üzere Yapım ve Yayın Görevlisi,
15 kurgu ağırlıklı çalışacak Yapım ve Yayın Görevlisi,
15 ses ağırlıklı görev yapacak Yapım ve Yayın Görevlisi,
20 ışık ağırlıklı iş yapacak Yapım ve Yayın Görevlisi
20 resim seçici ağırlıklı görevde bulunacak Yapım ve Yayın Görevlisi

Peki bu bölümler için aranan özellikler nedir?

28-29 Haziran 2008 tarihinde yapılan Kamu Personeli Seçme Sınavı’na girmiş olmak ve herhangi bir lisans bölümü mezunu olmak.

Daha önce iletişim fakültelilerin hakları ile ilgili çok defa yazı yazdım. Sanırım bundan sonra bıkmadan usanmadan yazmaya devam edeceğim. Bir ülkede, devlet vatandaşlarının haklarını koruma altına almaz ise kim alacak? Devlet kurumları yine kendi bünyesindeki kurumlarda yetişmiş gençlerine sahip çıkmazsa, özel sektör neler yapmaz?

TRT kısaca bizlere şunu söylüyor; İktisat mezunu olabilirsin, işletme yada ziraat mühendisliği... Okul hayatın boyunca kendine bir hedef belirlememiş, kendi alanın üzerine yoğunlaşmamışsın muhtemelen iş bulamamışsındır... O halde al sana iş. Birde milletvekili v.b bir torpilin varsa hayat senin hayatın...

Bu ülkenin gençleri neden kaçıp gidiyor, neden başka ülkelerde yaşamayı tercih ediyor. Beyin göçü neden var bunların üzerine düşünmek gerekli.

Bir sözde iletişim fakültesi dekanlarına... Daha nereye kadar sessiz kalacaksınız? Ne kadar sus pus olup oturacaksınız. Sizin görevleriniz arasında öğrencilerinizin haklarını savunmak, bu tip konularda ses çıkarmak yok mudur? Yoksa her biriniz ileride TRT Genel Müdürü olabilirim o yüzden susmalı mıyım havasında mısınız?

Güle Güle Ünsal Hoca

İstanbul'da bir eğitim sırasında tanımıştım Ünsal Hocayı...

Hani okulda bazı hocaların dersine girersiniz, süre bir türlü geçmez, ders sıkıcı gelir, hatta uykuya dalar güzel rüyalar görmeye başlarsınız ya... İşte tam tersi bir hocaydı. Okul hayatım boyunca bir elin parmaklarını geçmeyecek kadar az gördüm böyle eğitmenlerden.

Konuşmaya başladığı zaman ile bitirdiği zaman arasında ne kadar süre geçti bugün bile hala daha bilmiyorum. Ancak söyleği her kelime bugün hala daha hafızamda yerini koruyor.

Dokunun gençler diyordu tekrar tekrar. Yaptığınız iş ne olursa olsun, nerede olursa olsun insanlara dokunun. İnsanlara dokunursanız ancak iletişim kurabilirsiniz ve iyi birer iletişimci olabilirsiniz. Dünya'da önemli olan hiçbir iş yoktur demişti. Eğer mutsuzsanız, sıkılıyorsanız bırakın gitsin. Gidin boğazda bir türk kahvesi söyleyin ve gelip geçen gemileri seyredin. Yada gidin balık tutun. Ne bileyim birşeyler yapın işte. Mutlu olun yeterki. Ünsan Hoca iş hayatını ciddiye almıyordu bu sözleri ile... Fakat aslında o kadar çok ciddiye alıyorduki, bugüne kadar yetiştirdiği ve bir şekilde konuşmasına katılmış insanların nerelerde olduğuna bakmamız yeterli.

En fazla sevgilisi olmayan genç insanlara üzülürüm ben derdi. Kariyer peşinde koşmaya çabalayıp, kendini unutan insanlara... Mutlu olmayan bakın, mutlu insan zaten birçok şeyi başarır...

Ardından hemen, iletişim sektöründe başarılı olmanın sırrını iki satır arasına sıkıştırmış ve sonrasında tekrar hayatı dalgaya almak faslına geçmişti. O iki satır arasında büyük bir derya vardı aslında. Benim ve o salonda bulunan birçok gencin yok haritası olmuştu.

Ünsan Hoca dün itibariyle aramızdan ayrıldı. Ancak geriye her iletişimcinin başucunda durması gereken "İletişimin ABC'si" isimli güzel bir kitabı ve iletişim alanında yapmış olduğu birçok çalışmayı bıraktı.

Umarım, güzel uyur toprağında. Yetiştirdiği herbir genç gibi kendisinden iki çift söz dinleyebilmiş bizim gibi genç iletişimcilerde onun gösterdiği yolda, ama mutlu bir biçimde yürür.

Yazdıklarımdan Sonra Gelen İlk Çığlık

Ben de bir iletişim fakültesi mezunuyum. Üstelik belki de fakülte içindeki en şansız bölümden, halkla ilişkilerden. En şanssız bölüm diyorum çünkü en azından bir radyo televizyon yada gazetecilik bölümü mezununa "sen ne iş yaparsın?" sorusunu yönelttiğinizde en kötü ihtimal televizyon kanallarında yayın ekibinde çalışırım yada gazetede muhabirlik yaparım gibi bir cevap almanız mümkün. Peki ya halkla ilişkilerciye sorduğunuzda? ki bu soruyla ben ilk olarak mezun olur olmaz iş ve işçi bulma kurumuna kayıt amaçlı başvuru yaptığımda karşılaştım. Ordaki adam, ki kendisi ile bir tanıdık vasıtasıyla görüştüğümden dolayı müdür, bana sormuştu bu soruyu. Bir halkla ilişkilercinin bu ülke sınırları içerisinde ne yaptığını bilmeyen milyonalrca insandan biri... halkla ilişkilerin daha tam olarak ne olduğunu bilmeyen, bu sektörü önemsemeyen bir ülkede yaşıyoruz. halkla ilişkiler onlar için bir nevi sekreterlik yada resepsiyonistlik.

Şuan işsizim. Çağrı merkezi ekip liderliği yaptıktan sonra olaylı bir şekilde istifa ettikten sonra söylediğim sözler çok çarpıcı gelmiş oalcakki 1 hafta sonra bizzat genel müdür isteğiyle insan kaynaklarından arandım ve halkla ilişkiler departmanının başına getirilmek istendiğimi öğrendim. Departman dediğime bakmayın bariz tek kişilik bir bölüm şirket içinde. Ama gittiğimde zamanla gördümki vaad edilen şeyleri yapmaya niyetleri yok. Adamın derdi kat sekreterliği. Ki bu bir yazılım firması. Hani fuar organizasyonları, kurumsal iletişim, toplam kalite yönetimi, iç ve dış müşterilerle ilişki?? adamın umrunda değil. Ki burdan da dayanamayıp çıktıktan sonra şirketin bir kaç ay içersinde bir kaç müşterisini kaybettiğini ve işçi çıkarmaya gittiğini öğrendim.

Şuan dediğim gibi işsizim. 2 sene oldu saçma sapan görüşmeler yapıyorum. Krizi bahane eden uyanık bir zihniyete derdimi anlatmaya çalışıyorum.

Halkla ilişkilerin bir kuruma ne kadar faydası olduğunu o kurumun başındakiler kabullenmediği sürece, o hakkını koruyamayan fakültelerimiz istedikleri kadar amip gibi çoğalsın,

ben işsizim, sen işsizsin, o işsiz...



İletişim Sektörüne Düzenleme Gerekli

Siz hiç mühendislik mezunu tıp doktoru duydunuz mu? Yada sosyoloji mezunu avukat? Veterinerlik mezunu psikolog? Ben duymadım. Duymanında imkanı yok. Peki tıp mezunu sinemacı duydunuz mu? Hukuk mezunu halkla ilişkilerci... Mühendislik mezunu reklamcı... Uluslararası ilişkiler mezunu muhabir... Ben bunların hepsini duydum. Hatta duymakla kalmadım tanıştım. Hadi üniversite bitirenlerini geçtim diyelim ama lise mezunu halkla ilişkilerci dahi tanıdım.

Türkiye'de 17 tane iletişim fakültesi var. Bu fakülteler radyo, televizyon, sinema, gazetecilik, halkla ilişkiler, reklamcılık ve hatta son zamanlarda görsel iletişim alanında eğitim veriyor. Hangi alanda olursa olsun neticede "iletişimci" diyoruz mezunlarına... Ancak sadece iletişimci ile kalıyoruz. Mesleki anlamda bir ünvanları, ünvanlarımız yok. Bir süre önce dedikoduları dönmüştü, diplomalarımızda "iletişim uzmanı" yazılı olacaktı. Ancak bu bile bir görüntüden ibaret. Çünkü sektöre giriş için bir kural yok. Hangi bölümde okursanız okuyun, mesleğe adım atabilmenin tek koşulu, belirli bir süre gerçekleştirilen stajlar. Bu stajların sonunda eğer mesleğe uygun bulunursanız, sektörün oyuncularından biri haline gelirsiniz. Üstelik iletişim fakültesi mezunu olsanız bile...Ancak bir iletişim fakültesi mezunu dilediği başka bir mesleğe geçiş yapamıyor.

Madem bu mesleğe giriş için iletişim diploması kriteri olmayacak, o halde hangi akla hizmet 17 tane iletişim fakültesi açtınız? Bu iletişim fakültelerinde idealist gençleri eğitip, sektörün kapısından geri çevirilmesine göz yumuyorsunuz?

Sektörü incelersek karşılaşacağımız tablo çok iç karartıcı. Gazete olsun, dergi olsun, halkla ilişkiler yada reklam ajansı olsun yada bir yapım şirketi olsun farketmez... Firma çalışanlarına baktığınız zaman iletişim fakültesi mezunlarını çok zor bulursunuz. Ancak iddia ediyorum, hangi firmaya girerseniz girin, burada kim boğaziçi mezunu diye sorarsanız, en azından 2 kişi ayağa kalkacaktır. Üstelik bölümlerinin hiçbir önemi yoktur. Önemli olan okulun ismidir...

İletişim fakültelerinin kara bahtıdır işsizlik konusu. Bugün sınıf arkadaşlarımdan birçoğu'nun durumu içler acısı. Birçoğu işsizler ordusu içerisinde. Kendi çabalarıyla birşeyler yapmaya çalışıyorlar ancak bunlar stajlardan öteye gidemiyor. Belkide Türkiye'de yüksek lisans yapıp, akademisyen olma isteği en fazla iletişim fakültesi öğrencilerinde vardır. Psikolojisi bu nedenlerle bozuk birçok arkadaşım var.

Bu adaletsizliğin nedeni nedir? Bu kadar iletişim fakültesi açılmasına rağmen neden mezunlarına iş bulma konusunda bu kadar ilgisiz davranılıyor? Neden bazı üniversitelerin mezunları bu sektör için ön planda tutuluyor?

Bu soruları sormamız gereken kişiler mecliste... Bakın size daha ilginç bir tespit daha. Bir önceki parlamentonun önemli bir özelliği var. Türkiye Cumhuriyeti tarihinde, 550 milletvekili içerisinde en fazla iletişim fakültesi mezunu barındıran parlamento ünvanına sahip. Son parlamento ise yine içerisinde birçok iletişim fakültesi mezunu milletvekilini barındıyor. Bu kişiler sesini yükseltmiyor, bir aksiyon ortaya koymuyorsa, iletişim fakültelilerin haklarını kim koruyacak çok merak ediyorum...

İş işten geçmeden 3 çocuk yapın...

Başbakan bu sözünde ısrarcı. Daha önce birkaç defa dile getirdiği sözünü bu haftasonu İstanbul'da birkez daha dile getirdi. İş işten geçmeden 3 çocuk yapın dedi. Peki başbakan haklı mı?

Evet haklı. Hemde fazlasıyla... Başbakana hak vermek için gazetelerin 3. sayfalarını okumanız yeterli. Aslında korkuyor. Çünkü ekonomiyi yerle bir etti. İnsanlar ekonomik sıkıntılardan dolayı, çocuklarını öldürüyor, ardından kendi canına kıyıyor. Boğaz köprüsünden atlayanların sayısında büyük artış var. Geçim sıkıntısı içerisinde birbirine saldırıyor, kesiyor, vuruyor öldürüyor... Maddi durumu çok iyi olan yapacak birşey bulamayıp sevgilisini parçalara ayırıyor. Terörü bitiremiyor hükümet. Hergün ayrı bir şehit haberi. Genç kuşakta o şekilde gidiyor. Üniversiteyi bitiren iş bulamıyor. Lanet ediyor bu ülkeye ve kaçıp gidiyor. Kendisine karşı çıkanları zaten başbakan kovuyor.

Bu gidişle ülkede nefes alan insan kalmayacak. O nedenle, iş işten geçmeden 3 çocuk yapın diyor. Haklı tabiki... iş işten geçmeden 3 çocuk yapmalıyız...

Bazıları Şanslı Doğar Hayata

Bazıları bu hayata 1-0 önde başlar... Bazıları ise doğuştan yeniktir. Belirli bir yaşa kadar sapasağlam gelirse, gerisi Allah Kerim. Kendi gayretleri ve hırsları ile kapatır aradaki farkı.

Neden bunları yazıyorum? Ayşan Özer... Adını duyanlar duymuştur. Duymayanlar kısa bir arama sonucu ulaşabilirler. Eskişehir'de bir anne, önce kızlarını sonra kendini Porsuk Çayına attı. Bir süre sonra cesetleri bulundu. İşte Ayşan Özer büyük kızı o annenin. Büyük dediğime bakmayın. Diğer kardeşe göre büyük. O sadece 5 yaşında daha. Fotoğrafını koysam eminim yüreğinizin bir yerleri cız edecektir. Ancak yapmıyorum. Haftasonu her gazete bayisinin önünden geçtiğimde, manşetlerde Ayşan'ı gördükçe içimden birşeyler koptu. Ve hemen ardından içimden küfürler yağdırdım. Gazetecilik bu mu dedim? Ben, iletişim etiği dersinden kalan ve birkez daha almakta olan iletişim fakültesi öğrencisi olarak, kafamda etik ile ilgili kavgalar verdim. O nedenle Ayşa'nın fotoğrafını koymuyorum buraya. İki kanadı olan bir melek hayal edin yeterli...

Ayşan'ı annesi atmadan önce çevredeki görgü tanıkları onun ağzından çıkan sözleri anlatıyor. Beni atma. Ölmek istemiyorum demiş Ayşan son anlarında... Ama ne yazıkki öldü.

Oysa bu hayata daha şanslı başlayabilirdi Ayşan. Bu adaletsiz ülkede, daha farklı bir ailede doğabilirdi. O yaşlarda özel kreşlerde büyür, sonrasında güzel bir koleje geçerdi. Üniversite sınavına çalışmasına gerek kalmazdı. Nasıl olsa ailesi onu özel bir üniversitede okuturdu. Sonra babasının çevresi sayesinde bir iş bulur, hayatı boyunca kendisinden düşük seviyede olanları ezerek başarılar elde ederdi.

Ama olmadı. O adaletsizliğin bu kadar büyük seviyede olduğu bir ülkede hayata yenik başladı ve öylede bitirdi. Kimbilir oyunları arasında gelecek ile ilgili ne gibi hayalleri vardı. Belki doktor olmak istiyordu, belki öğretmen... Fakat şimdi o güzel gözleri ve o güzel saçları ile cennette bir melek.

Bizim çok çalışmamız, bu ülkedeki adaletsizliğin üzerine gitmemiz gerekli. Çaba harcamalıyızki Ayşanların geleceklerini parlatabilelim.


Bu Stajların Bir Anlamı Olmalı

Bu başlığı gören hemen hemen herkesin aklına Vega'nın şarkısı gelecektir. "Bu Sabahların Bir Anlamı Olmalı"

Bugün iş çıkışı, metroda evime dönerken mp3 çalarımda bu şarkı çalıyordu. Aynı zamanda bende stajyerlik günlerimi ve sonrasındaki gelişmeleri düşünüyordum. Bu düşüncelerimi blog sayfama yazmak fikri ile birlikte başlık bir anda aklımda belirdi...

İletişim fakültesini kazanıp, okula başladıktan çok kısa bir süre sonra, henüz hazırlık sınıfında okurken sektörün zorlu yolları ile tanıştım. Halkla İlişkiler sektöründe nasıl başarılı bir şekilde kariyer yapılır bunları araştırırken, esas benim için önemli olan kısımlarında- yani üniversite yıllarında ne yapılması gerektiği konusunda- stajyerlik ile ilgili onlarca yazı okudum. Sektörün hemen hemen her önder ismi stajyerliğin öneminden bahsediyordu. Tabi birde bunun karşı cephesi var... Öğrenci tarafından da stajyerlik kavramı ile ilgili çeşitli yorumlar okudum. Bu okumaların sonucunda staj yapmanın önemini çok iyi bir şekilde kavramış biri olarak daha 1. sınıf sıralarındayken staj yapmak için çabalamaya başladım.

Bugün sanırım bu çabalarımın ekmeğini yiyiyorum. Türkiye'nin en büyük PR ajanslarından birinde çalışıyorum. Bugüne kadar staj yaptığım tüm yerlere tekrar işe girebileceğime eminim. Peki bunu nasıl sağladım?

Çoğu öğrenci, staj dönemlerinde yaptırılanlardan şikayetçidir hep. Bize iş öğreteceklerine fotokopi çektirtiyorlar, çay getirtiyorlar, rapor yaptırıyorlar v.b şikayetleri internet üzerinde sıkça bulabilirsiniz. Ben bu saydıklarımın hepsini ve hatta çok daha fazlasını yaptım. Hemde aylarca... Ama hiçbir zaman bu yaptıklarımdan dolayı şikayette bulunmadım. Yolun başında olan ve staj yapma konusunu önemseyen tüm okuyuculara önerim şikayet etmeden bunları yapmalarıdır. Çünkü, fotokopi çekmek aslında elinize verilen kağıdı incelemeniz için bir fırsattır. Ustalara çay getirip, götürmek onlardan alınacak en ufak bir bilgi için bile ilk adımdır. Hepsini geçtim, insanın kendisini terbiye etmesidir. Ne kadar bildiğini bir kenara bırakıp kendinde gördüğü üstünlüğü ezmesinin fırsatıdır. Daha tecrübesi olduğunu kabullenip, etraftan birşeyler kapabilmek için pür dikkat olmanın yoludur.

Staj dönemlerinde harcanan her emek sonrasında kat kat geri dönüş yapacaktır. Sektör içerisinde gözlemlediğim 2 çeşit stajyer var. Mesleğe girişte bu gruplardan hangisinde olduğunuza göre belirleniyor. Birinci tanımlayacağımız grupta olan stajyerler maalesef sektörün kapısından geri dönerek, sektörün zorluklarından, iş bulmanın imkansızlıklarından yakınıyor. İkinci grupta olanlar ise daha okulları bitmeden parlak iş teklifleri ile karşılaşıyorlar. Peki nedir bu grupların tanımları. Birinci gruptan başlayalım;

Bu gruptaki öğrenciler genellikle stajyerliği özgeçmişe yazılacak bir iş deneyimi olarak görürler. Mezuniyet sonrasında iş ararken firmaların gözünde iyi bir yer edinebilmek için özgeçmişlerini büyük şirketlerde yapılan stajlar ile süslemek isterler. Bu doğrultuda ajanslarda staj imkanı ararlar ve bulurlar. Staj başladıktan sonra, stajyer olmanın verdiği rahatlık ve belirli zorunlulukların olmaması nedeniyle kafalarına göre çalışmaya başlarlar. Ajansa mesai saati başlangıcının sonrasında gelirler. Bilgisayar başında facebook, msn v.b yerlerde takılırlar. Ancak kendilerine iş verilirse bu işi yaparlar. Öğlen yemeklerinde 1 saatlik arayı son dakikasına kadar kullanırlar. Akşam ise mesai saatinin bitimini elleri çantalarında beklerler. Etrafında çalışanların ve ajans yönetiminin kendisini görmediğini düşünürler, ancak durum tam tersidir. Bir iş verildiği zaman yüzleri ekşir ve işten korkarlar...

İkinci gruptaki kişiler ise, maaş almıyor olmalarına rağmen sanki ajans kendilerinin gibi işi sahiplenirler. Ajansa sabah çok erken saatlerde gelirler. İş verilmese dahi üstlerinin işlerine el atarak, onlardan yardım edebilecekleri işleri öğrenirler. Sürekli olarak daha zor işleri alabilmek için çaba gösterirler. İşi en kısa sürede bitirebilmek ve başka işler alabilmek için gerekirse öğle yemeklerini aceleyle yerler. Verilen hangi iş olursa olsun suratlarını ekşitmez ve çok basit bir işmiş gibi canla başla işe atılırlar. Bilmedikleri her noktayı sorup, öğrendikten sonra işlerini yaparlar. Fotokopi çekimi, çay getirme gibi işleri şikayet etmeden yerine getirirler. İş bitmediyse yada ajansın üzerinde yoğun işler varsa ekiple bir fazla mesai yaparak işin tamamlanmasını sağlarlar. Ve işte bu gruptaki stajyerler stajlarının sonunda yada sonrasında iş teklifi alırlar. Bu sektöre ilk adımı atmış olurlar.

Hangi grupta olacağınıza karar verecek olan sizlersiniz. Ancak şunu kesin olarak söyleyebilirim. Bu sektörün giriş bileti stajlardır. Öğrencilik dönemini staj deneyimlerine ayırmamış. Birçok farklı firmanın işleyişi görmemiş. Kendini canla başla bu sektöre vermemiş öğrenci arkadaşlarım, iş arama süreçlerinde çok büyük sıkıntılar yaşayacaklardır. Birçok staj deneyimi edinen kişilerin bile zaman zaman iş bulmakta zorlandığı bir sektörde, staj deneyimi olmayan yada sadece zorunlu staj döneminde yapılandan ibaret olan kişilerin şansını siz tahmin edin.

Etkinlik Yönetimi Bölümü Çalışanları Ne İş Yapar?

PR Ajanslarının en önemli 3. bölümüne geldi sıra. Ajansların bünyesindeki etkinlik yönetimi bölümü yada etkinlik danışmanları ne iş yaparlar?
  • Tüm mekan, 3.partileri yakından tanımalı
  • Mekan ve 3. partilerin, üretim kapasite, türleri vb bilmelidir
  • Tüm yeniliklerden haberdar olup tüm ilgili birimleri bilgilendirmelidir
  • Projelerde öneriler sunmakla yükümlüdür.
  • Bir etkinlik projesi olduğunda danışmanlara sadece bir alanda destek vermenin yanısıra gerek duyulduğunda tüm projeyi de danışmanlarla birlikte yürütmektedir.

Medya İlişkileri Bölümünde Çalışanlar Ne İş Yaparlar?

Sektördeki bölüm tanıtımlarına devam... Sırada medya ilişkileri bölümü var. Peki bu bölümde çalışanların sorumlulukları nedir?

  • Tüm müşterilerin medya ilişkilerinden sorumludur.

  • Ajansın medya ile kontak koludur.

  • Tüm bültenlerde kontak kişi isimleri olarak kendileri belirtilir.

  • Destek birim olarak tüm danışmanlara müşterilerinin medya ilişkileri için hizmet verir.

  • Tüm medyada kim kimdir’i bilmek, tüm değişikliklerden haberdar olmak ve ilgili iş arkadaşlarını gelişmelerle ilgili bilgilendirmekle sorumludur.

  • Medya ile yapılacak tüm görüşmelerden sorumludur.

  • Tüm medya databankını oluşturmaktan ve sürekli update etmekten sorumludur.

  • Toplantılar, geziler için medya listesi hazırlamaktan sorumludur.

  • Medya gezilerine katılır. Öncelik kendilerindendir. Gidemedikleri takdirde danışman destek verir.

  • Basın toplantılarında medyayı ağırlamaktan sorumludur.

  • Basın toplantısı sonrası, katılım listesini hazırlar ve ilgili danışmana müşterisine sunması için verir.

  • Müşteriler için hazırlanan sunumlarda medya için hazırlanan konular için görüş alınmadan müşteriye sunum yapılamaz.

  • Müşteriler için medyada yürütülmüş projelerle ilgili danışmanları düzenli olarak gelişmeler hakkında bilgilendirir, danışmandan bu konularda gelen sorulara yanıt vermekle yükümlüdür.

  • Medyadan gelen özel talepleri (ilac, özel indirim vs) en hızlı sekilde danişmanlara iletip geri dönüşü en hizli zamanda geri alma takibinden sorumludur. Nasıl müşterinin işini medyaya 20 kere sorarak ne oldu diye takip ediliyorsa medya talepleri ile de ilgili bilgiyi takip etmek medya ekibinin sorumluluğundadır

  • Herhafta danismanlarla biraraya gelmeyi organize eder.

  • Danışmanlar tarafından önündeki dönemle ilgili bilgileri alan medya planını ona gore hazırlar.

  • Medya ekibi danışmanlar istedigi takdirde yayın gruplarına göre liste vermekle yükümlüdür. Danışmanlar bu yayınları inceleyerek yayın içeriğine göre haber projesi üretmeyi hedefleyebilirler.

  • Röportajlarda danışmanlarla paslaşarak kimin eşlik edeceğine karar verir. Gazeteci ile ilgili danışmana bilgi vermekten sorumludur.

  • Röportajda eşlik etmenin en önemli sebebi atlanan bir konu olduğu takdirde gündeme getirerek o konu/larında dahil edilmesini sağlamaktır.

  • Röportaj sonrası kısa bir röportaj raporu sunulmalıdır.

  • Haftalık medya raporu hazirlar.

  • Müşteri toplantılarına ihtiyac olduğunda katılır.

My BlogCatalog BlogRank

Bu blog BloggerV.com üyesidir.